24 Ağustos 2011 Çarşamba

PLAY ve OFF OFFF !


"Sistem" dediğin şey, " Hoydaaaaa Değiştiriyoruz diyerek değiştirilmez".

Değiştirirsen, Her sene " Bu sene hedefimiz UEFA kupası " diyen ağız ishali olmuş yöneticiye de inanıyorsun demektir ki, zaten bu noktada tartışma bitmiş demektir.

Ha seni tanıdığım için, olayın eğlence boyutunda olduğunu bildiğim için çok fazla takılmıyorum yazdıklarına ama savunduğun sistemin artısı 1-2 ise , eksisi çok çok daha fazla. Gözden kaçırılan nokta burası. (Toldo'm)

Güntekin Onay , geçen gün muhteşem analiz etti artı ve eksilerini.

Bu gibi değişimlerde en önemli kıstas, "Adil" olmasıdır dedi. NBA örneğini veriyorlar. NBA'deki sistem,
1-8, 2-7, 3-6, 4-5 'in oynadığı, ev sahibine avantaj tanıyan ve 7 maç üzerinden ( yani 4 yapanın ) kazandığı bir sistem. Adalet mekanizması en üst düzeyde.

Belçika'da 16 takım var ve ilk 6 Play-Off oynuyor. Artı Belcika'da Andarlecht,S.Liege,Brugge haricindeki
takımların neredeyse tamamı köy takımı statüsünde. Türkiye Ligi Belçika'ya göre çok daha rekabetçi bir lig.En azından son yıllarda.

İskoçya'da 12 takım var. Galaskow ve Celtic dışında, eğer "bahis" olmasa, 3.takımı sayabilecek adam tanımıyorum.

Bu sistem; sadece kötü bir sezon geçiren "büyük takım" lara yarayabilecek bir sistem dedi Güntekin Onay ,ki çok haklı.

Örnek; Beşiktaş 82 puan'da bitiriyor ligi, Gs 72. 10 puan fark atmışsın. Play Of'a 41-36 olarak giriyorsun.Arena'ya gidiyorsun.Yenilirsen fark 2 puan !..Tersi de olabilir tabi.

Yunanistan'da herkes şikayetçi şu anda.Bir tane sistemi benimseyen ve adil bulan yok.

Şu andaki sistem, her takımın birbirleriyle içerde ve dışarda iki kere karşılaştığı,ikili averaj siteminin olduğu gayet adil bir sistem.

Erken kopmalar olabilir,doğru,ama aynı handikap Play Off sisteminde de var.
Misal, Beşiktaş bu sene 4. girse Play Off'a formalite maçları oynayacaktı.
Puanı ne kadar bölersen böl.

+++++++++++++++++

Önce bir araştırırsın. Analiz edersin. Swot analizini yaparsın. Getiri götürülerini incelersin.
Ondan sonra eğer takım sayın, takımlarının homojenliği, yapısı, ıvırı zıvırı uygunsa işe koyulursun.

Evet, açıklamayı yapan Yıldırım Demirören , olunca daha da bir irite oldum doğru.
Çünkü tam onun kafasından çıkabilecek ( ya da ilk onun onaylayacağı ), sistemsiz, plansız,programsız,
bir " icat " olduğunu görüyorum.

O kadar belli ki, sistemin sadece 3-5 derbi daha fazla oynatmak üzerine kurulduğu !
Başka bir düşünce mantığı,ve sistematiğinin olmadığı kabak gibi ortada.

Adil desen adil değil, mantık arasan o da yok.

Mesela; bu sistemde Bursa mümkün değil şampiyon olamazdı.

Bugün "paraya", yırtık dondan çıkana atlar gibi atlayan Anadolu Kulüpleri, yarın adil değil bu sistem
diye ağlamazlarsa hiçbir şey bilmiyorum.

+++++++++++++++++

AYDINLAR şöyle konuştu: 'Önümüzdeki dönemle ilgili maçların yayınları konusunda Digitürk ile mutabakata varıldı.
Daha önce bahsettiğimiz Play-Off sistemi ligde geçerli olacak. Deneyeceğiz, eksikleri varsa gidermeye çalışacağız, olumsuz taraflarını düzeltmeye çalışacağız. Bir sene denedikten sonra vazgeçebiliriz ama lige renk getireceğine, kulüplere de ekonomik katkı sağlayacağına inanıyoruz.
Kalıcı olmasını ümit ediyoruz.'

++++++++++++++++++

Zaten şu açıklama bile, olaya " Kervan yolda düzülür " mantığıyla yaklaşıldığının en güzel örneği.
Eksikleri varsa gidereceklermiş ! Ümit ediyorlarmış !

Diyecek söz bulamıyorum. Gülüyorum sadece.

Madem böyle bir niyetin var, önce alt liglerde denersin, baktın sonuç alıyorsun,getirir üst liginde uygularsın.Avrupa liglerini iyi bilen tanıyan insanlarla konuşursun, fikir alışverişinde bulunursun.

Açıklamadan da belli olduğu üzere, " ya tutarsa" mantığının hakim olduğu, inanılarak, bilerek girilmiş
bir uygulama değil.

Kulüplerin bugüne kadar neden kötü yönetildiklerini kabak gibi gün yüzüne çıkaran bir zihniyetin ürünü olduğunu görüyorum ben.

+++++++++++++++++

Son bir ilave olarak; Türkiye'deki hakem psikolojisinin de, bu ağırlığı kaldırabilecek düzeyde
olduğunu düşünmüyorum. Her maçtan önce, " abii be hakem falanca filanca, bu maçı kesin kaybederiz"" düşüncesine inanan bizler/sizler play off maçlarının adil geçeceğine ve hakemin gördüğünü çalacağına inanıyorsunuz demek ki ? ..İlginç geldi bana..

Nasıl yolarız mantığındaki bu zihniyet, play of maçları için- ek kombine de
çıkaracaktır. Klasman Kombinesi ve Play Off Kombinesi olarak.Kayıtlara alınsın.

+++++++++++++++++

Artı, yayın ihalesine giren diğer kanalların da hukuki girişimleri olabilir. Olay mahkemeye taşınabilir.

++++++++++++++++

Nacizane böyle düşünüyorum. İroni mi ,ciddi mi bilmiyorum Toldom ama, fosil olduğumu kabul ediyorum.Değil Youla,Adem Dursun.. Onların bile gelmediği, futbolun sadece sahada oynandığı, para bende, düdük de bendecilerin olmadığı günler çok daha mutluydum ben. Artık tiksiniyorum. Ve bu oyunda figüran olmayacağımı bir kez daha duyuruyorum.

Öperim o ayrı..

Öptüm ama..Daha bitmedi.. :)

En önemli bölümü en sona sakladım. Beni en çok rahatsız eden bölümü...

++++++++++++++++

Duruş ve Omurga !

Mantıklı bakıldığında, Play Off denilen sistem, başarılı olacağına inanan, yani ligi 1-2.sırada
bitireceğine inanan hiç bir büyük takıma yaramaz. Trabzon bile çekimser kalırken, GS zaten karşıyken,
bizim bu konuda öncü kulüp olmamızı kabul edemiyorum. Demek ki başkan, kötü sezon geçiren büyük
takım titrini kabul ediyor. Bu bende net. Ama aynı başkan,yarın bizi 2.- 3. büyük yapmaya
çalışıyorlar diye sızlanacaktır da !... Bunu kendisinin yaptığının farkında bile olmadan !!!

Bu sefer bitti ! Herkese iyi günler. Şimdiden iyi bayramlar.





19 Aralık 2010 Pazar

KÜLTÜR



Beşiktaş'ta senelerdir olmasını hayal ettiğim tek bir şey var. O da : KÜLTÜR

Futbol takımı için de geçerli, basketbol takımı için de geçerli,hatta tüm

branşlar için geçerli.


Bir oyun kültürü,bir transfer kültürü,bir altyapı kültürü bahsettiğim şey.

Teknik adama,başkana,yöneticiye,taraftara endeksli olmayan,kim giderse gitsin,

kalması gereken tek şeyin bu "Kültür" olduğuna inanıyorum.


Hocanı seçerken de, futbolcu seçerken de,basketbol takımına koç seçerken de

ayrılmaman gereken bir düstur olduğunu düşünüyorum.


Örnek; Şuster ile ilgili yapılan eleştirilerde,birisi çıkıp şöyle bir şey derse,

ben saygı duyarım ve tek bir kelime etmem.


" Hocanın iyisi, elindeki kadrodan maksimum verim alabilen hocadır. Şuster,Reykart,

Aragones,Del Bosque, hazır takım hocalarıdır. Bu adamlar ile Türkiye'de özellikle

büyük kulüplerde kısa vadede başarıya ulaşmak çok çok zordur. Çünkü bu adamlar ellerinde, oyunun kırılma anlarını kendi lehlerine çevirecek futbolcular varken

başarılı olabilen adamlardır. Kafalarında belli bir oyun planı vardır, ve ondan

taviz vermeden onu oynatmaya çalışırlar "


Evet böyle bir cümleye saygım sonsuzdur.


Ama çıkıp da ;


" Be Allahın ukalası, senin oynattığın çizgi savunmanın arkasına,sürekli adam

kaçıyor. Senin yüzünden rakip forvetler sürekli kalecimiz ile burun buruna geliyor.

Sen de hoca mısın ?" derse birisi. Böyle bir yaklaşımın saygı duyulacak bir yanı yoktur. Gülerim acı acı.


Kültür bu noktada çok önemli işte. Sen Beşiktaş olarak, ne istediğini, ne hedeflediğini

bileceksin. Nasıl bir futbol oynamak istiyorsun ? Ne gibi hedeflerin var ?

Bu futbolu oynamak için doğru hocayla mı anlaştın ? Bu futbolu oynamak için doğru

transferler yapıyor musun ve bir transfer planın var mı ?


Bunu bilirsen,kendinden eminsen, işte o zaman gerçek anlamda hocanın arkasında da

durabilirsin, onun kendisini anlatmasına da yardımcı olur, hocanı " 60'ların futbolu"

telegol seviyesizliği tartışmalarının da dışına çekmiş olursun.


Bu kültür, hocan Şuster veya herhangi bir yabancı da olsa, yerli bir hoca da olsa,

senin en büyük yardımcın ve kılavuzun olur.


Bizde, hatta Türk takımlarında olmayan şey bu işte. Biz zannediyoruz ki,

Reykart gelecek, Pep Guardiola gelecek, Avrupa şampiyonu Aragones gelecek,Real Madrid hocası Del Bosque, Schuster gelecek, biz de almadık kupa bırakmayacağız !


İddia ediyorum, bugün Guardiola üç büyüklerden birinin başında olsun,max 6 ayda kovulur !

Dünyanın en başarılı takımının hocası, dünyanın her kulübünde başarılı olur gibi

sonuçlar çıkarılabilecek bir şey değil futbol.


İşte bu kültür olmayınca, bu sefer başlıyoruz bu adamları, "çizgi savunma,servet,fatih tekke"

sığlığında değerlendirmeye.


++++++++++++++++++


Bize göre, Şuster bilmiyor , savunmaya dört tane çakılı (2 bek +2 stoper-kaleden max 20 metre uzaklaşacak) önlerine de 2 önlibero koymayı.Akıl edemiyor bunu. Böyle, yapmadığı için de " hoca değil lan bu !" yaftasını yiyor ve nazarımızda oturuyor aşağı.


Değer Kaptan ,geçtiğimiz ay çok güzel bir yazı yazdı ,Şuster'in de törpülemesi veya içinde

yaşadığı toplumun bir takım değerlerine göstermesi gereken saygı ile alakalı.


Bir takım yapıcı eleştirilere açık olması ile ilgili. Çok güzel saptamalar vardı.Kapa parantez.


Bu adam, bir şey yapmak istiyor. Diyor ki, benim ileri uçtaki adamım ile en gerideki adamım

arasında max 35-40 metre olmalı. Benim stoperim de,orta saha adamım da ,forvetim de buna göre pozisyon alıp oynamalı diyor kabaca. Bunu yapmaya,yaptırmaya,öğretmeye çalışırken de,

gerek bu ülkeyi tanımamaktan kaynaklı, gerek kadrodaki oyuncu yapısının uygunsuzluğundan kaynaklı,bazen kendi formsuzluğundan kaynaklı sektelere uğruyor ve puan kayıpları yaşıyor. Yaşayacak da...


Bu arada parantez açıyorum, "Şuster akıllandı !, artık daha kontrollü oynatıyor " görüşlerine

külliyen katılmıyorum. Bobo, Queresma ve Nihat gibi ofansif oyuncuların yokluğunda,daha defansif tandanslı oyuncuları tercih etmek zorunda kalması, artı oyuncuların, Şuster'in kafasındakileri anlamaları ve saha içine daha efektif yansıtmaları sonucu bir illüzyon mevcut şu anda "Pozisyon vermeyelim" düşüncesinde olan dostlar, kısa vadede, Quaresma ve Bobo iyileşmesinler diye dua etsinler bence :) Ben şimdiden uyarımı yapayım.:)



++++++++++++++++++



Ben bu takımın,devre arasında yapacağı takviyeler ve iyi bir sezon sonu planlaması ile

önümüzdeki sene çok daha oturmuş ve Şuster'in kafasındaki takım olabileceğine inanıyorum.


Tabiki şöyle bir görüş de var;


" Abi, oynatsın şu anda elindeki mevcut adamlara göre, biz Karabükten,Antalyadan,Belediye'den

kötü takım mıyız ? "


Tabiki değiliz. Ama işte o zaman da yukarıda yazdıklarıma dönmem gerekiyor ve o zaman hocanı

Şuster olarak seçmeyip başka bir kültüre yönelmelisin diyorum camia olarak.


Bu adam o tavizi vermeyecek ! Verecek olsa, dün maça Ali Kuçik ile değil Fatih Tekke ile başlardı !


Bu adamdan , o tavizi ve sinekten yağ çıkarma operasyonunu beklemeyeceksin.


Ertuğrul Sağlam ile devam etmelisin, ya da Değer Kaptan'ın yazdığı gibi, sinekten yağ çıkarabilen

hoca formatına geçmelisin gibi. ( Lucescu,Zico,Rasim Kara )


Bir kültürümüzün olması gerekiyor. Şuster gittikten sonra ( inşallah kovma şeklinde olmaz ),

Mehmet Özdilek olmaz mesela. Bu, sen ne istediğini bilmiyorsun demek !


Çünkü adım gibi biliyorum, Mehmet Özdilek de kovulup Barcelona'dan ayrılan Guardiola gelir,

3-5 yıl sonra. Sadece Beşiktaş olarak da düşünmeyin, Aykut kovulup Guardiola, Hagi kovulup


Tugay Kerimoğlu da olabilir. Bir fark yok.


+++++++++++++++++++


Bu bilince varan, bu kültürü oturtan takımın önümüzdeki on yıla damga vuracağını düşünüyorum.


Ve bugün o önümüzdeki on yılın ilk günü !; yarın da olabilir, öbür gün de...

Ama daha geç olmasın.



Barcelona bugün oynadığı, ve hepimizin "bu ne lannn" şapşallığında ve hayranlığında izlediğimiz oyunun temellerini, 20-25 yıl önce attı. Daha yakına gelecek olursak, Camp Nou'da tribünlerin beyaz mendil salladığı yıllar,sadece 7-8 yıl uzağımızda.


Artık, "bu sene dublin'e gideriz" sığ hedeflerinden kurtulup, gerçek hedeflere yönelmeliyiz.

Dublin'e Mublin'e gidemeyiz bu sene !


Artık, Barcelona,Real Madrid gibi olmayı unutup, Lyon gibi,Porto gibi olmayı planlamamız

gerekiyor. Dortmund gibi yapılanmayı planlamamız gerekiyor.


Ben Beşiktaş'ı bunları gerçekleştirebilme ihtimali olduğu için seviyorum.


Saygılarımla,

27 Ekim 2010 Çarşamba

BİR ANKETİN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ


Beşiktaşlı'ların sıkça ziyaret ettiği haber1903.com internet
sitesinde bir anket var. Soru şu..

Iverson transferi Basketbol'da özlediğimiz şampiyonluğu getirebilir mi?

Cevap veren Beşiktaş'lıların 1o tanesinden 7 tanesi ( %70 ) ,evet diye cevaplamış !

Ben anketleri önemserim. Skor,tahmin,kehanet gerektirmeyen anketlerin
camiaların halet-i ruhiyesini yansıttığına inanırım.

Bu sonuç beni şaşırtmadı açıkçası.Üzmedi de.

Aynı anket, yöneticiler için yapılsa, benzer ,ya da buna yakın bir
sonuç çıkacağından da kuşkum yok. İşte üzecek ve korkutacak olan,
daha doğrusu endişelendirmesi gereken nokta da burası !

Iverson transferinin, hadi yine futbola getirelim konuyu,Guti ve Queresma,
hadi Bernd Hoca'yı da katalım, Bernd Hoca transferinin Beşiktaş'a nasıl
anlam katılabileceğini yazmaya çalışacağım.

xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx

Münih'te yapılan 1972 yaz olimpiyatlarında, 200 m sırtüstü yüzmede
Rolland Matthes isimli Doğu Alman yüzücü, 2.02.82 ile dünya rekoru kırar.
Mark Spitz'in yüzme branşında madalyaları topladığı olimpiyattır Münih Olimpiyatları.

O yıllarda, yüzmede dünya klasmanında dahi olmayan, ilk 100 yüzücü arasında
adı geçmeyen John Naber, o gün bir hedef koyar kendisine ve der ki ,

"Ben 1976 olimpiyatlarında dünya rekoru kırarak madalya alacağım"

Hedef olarak da 200 metre sırt üstünü seçer. Her yıl bir saniye geliştirebilirse
kendini, dört sene sonunda derece 4 sn gelişmiş olacaktır.

Buna odaklanır ve bunun için çalışır. Dört sene sonra 1976 olimpiyatlarında
hem 100 hem 200 metre sırt üstü müsabakalarında altın madalyayı dünya rekoru kırarak
John Naber kazanır.

Derecesi de 1.59.19.. Yaklaşık 4 sn geliştirmiştir rekoru. Her yıl 1 sn geliştirerek !

xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx

Bu dünyada,tüm insanlara, (madem burası bir futbol kulübüne,Beşiktaş'ımıza özel
bir internet sitesi), o yüzden tüm kulüplere eşit olarak dağıtılan tek şey ZAMAN !

Hiçbir bireyin, ya da hiçbir kulübün,değerlendirebilecekleri zaman bir diğerinden
daha fazla değil. Zengin insan var, sefalet içinde yaşayan da...

Zengin kulüpler var, borç batağında olanlar da !

Ama eşit oldukları tek gerçek, ZAMAN gerçeği. Hepimiz bir günü 24 saat yaşıyoruz.
Zengin olan 25 saat yaşamıyor !

Zamanı iyi değerlendiren, iyi planlayan,iyi kurgulayan ve doğru stratejiler
üretenler, eşit olmayan dağıtımda geride bile olsalar, öne geçme şansına
sahipler !

xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx

Artık taraftar olarak, Iverson transferinin,Guti,Queresma,Schuster transferlerinin
salt olarak başarıyı getirmeyeceği gerçeğine inanmamız gerekiyor.

Böyle bir şey yok ! Sene başından beri aynı şeyi yazıyorum. Bu bir süreç.
Bu bir planlama ! Bu bir strateji ! Bu bir zamanı doğru kullanma becerisi !

Geçmişte çok zaman kaybettik ! Ama geç olduğunu da düşünmüyorum.

Yöneticilerimizin bu bilinçte olduğuna inanmak istiyorum.
Taraftarlarımızın da bu anketlerde " Evet " demeyecek bilinçte olmasını
diliyorum.

"Biz bu sene UEFA Kupasın alacağız" demekle o kupa alınmıyor !
" Iverson'u aldık,şampiyon oluruz artık basketbolda " demekle şampiyon olunmuyor.

Bu hedefler için çalışılması, en azından orta vadeli planlar yapılması ve o yolda yürünmesi
gerekiyor.

Bunu yapmadıktan sonra, hocanı buna inandırmadıktan sonra, hocan futbolda Mourinho,
basketbolda Pat Riley olsa, yine bir şey olmaz ,her sene yerinde sayar, hatta
geri gidersin !

Tarih,bunun olumsuz örnekleriyle, leşleriyle dolu olduğu gibi, John Naber örneğinde
olduğu gibi güzel örnekleriye de dolu. Uygulayabilene tabi...

Eğer okuyorlarsa, haber1903.com sitesi yöneticilerine bir anket önermek istiyorum.

Soru şu ...

BJK-YK 'nın sportif başarı konusunda ulaşılabilir hedefleri olduğuna
ve bu hedeflere ulaşmak için bir yol haritası olduğuna inanıyor musunuz ?(*)

(*)UEFA Kupasına ulaşmak için yol haritamız ve teknik stratejimiz nedir ?
Önümüzdeki 10 yıl içerisinde transfer politikamız ne olacaktır ?
Alt yapı'da hedef nedir ?
Basketbol'da şampiyonluk için stratejimiz ne ? Iverson'dan nasıl faydalanacağız ?

gibi....

Bu yazdıklarım, her ne kadar dernekler kanunu ile yönetilen yani
"profesyonelce" yönetilmeyen her kulüp veya kurum için uygulanabilirliği kolay şeyler olmasa da,
kesinlikle ütopya da değil !

Yeter ki birileri farkına varsın artık !

2000'de varsaydı, şu anda başka şeyleri konuşuyor olurduk. 2010'da varırsa, 2020
de çocuklarımız bu sayfalara daha güzel şeyler yazabilirler. Tek dileğim bu.

Saygılarımla,

14 Ekim 2010 Perşembe

NEDEN Mİ ? COĞRAFİ


Neden büyük turnuvaların hiçbirinde yokuz? Bence, coğrafi sebeplerden dolayı. Olayın,sportif,teknik,taktik yönü zaten hep yazılıp çiziliyor. Ben olaya coğrafi açıdan yaklaşmak istiyorum. Aslında işin özünde bu yatıyor diye düşünüyorum ciddi ciddi ! Neden Avrupa Şampiyonalarında yokuz mesela ? Çok basit.. Ülkenin %90 toprağından fazlası Asya'da çünkü. :) Hal böyle olunca, Avrupalılaşamıyor,Avrupalı disiplin,plan ve stratejilerini uygulayamıyoruz. Genetiğimizde ve damarlarımızda dolaşan kanda bu yok. Yıllardır,zorluyoruz..Ama olmuyor.. Gelen her Avrupalı hocanın verdiği ciddi röportajları okuyun ,derleyin, buna parmak bastıklarını göreceksiniz. Ee haliyle, Asya için de ayrı bir turnuva olmayınca çuvallayıp duruyoruz. Avrasya Şampiyonası olsa, hep biz kazanırız misal :) Kulüp takımları için de çok farklı değil durum. 50 senede bir oluyor işte bir takım istisnalar.Sonra dönüyoruz özümüze.. Takımı Avrupalı futbolcuyla da doldursan, yöneticilerin Asya'lı :) Özleri Asya'ya ait. Ondan sonra yorumcu olarak,Asya'lı Erman'ı kovup,Avrupalı Markus'u getiriyoruz, onu da iki günde benzetiyoruz kendimize. Gelelim dünya kupasına... Aynı durum burada da var. Bizi alıyorlar elemelerde, atıyorlar Avrupa takımlarının olduğu guruba. Atsanıza Asya'ya katılalım her dünya kupasına. Kore,Japonya bizden daha mı iyi takım ? Ama her kupada varlar :) Sorun coğrafi.. Vallahi öyle.. İster inanın,ister inanmayın :) Saygılarımla, Alper Uzuner

9 Ekim 2010 Cumartesi

HAMİT MESUT MU?

Mesut Özil'in ayağına topu aldığı anda yuhalanmasını
traji-komik hatta acı olarak nitelendiriyorum.

Farklı görüşler,milliyetçi yaklaşımlar mutlaka olacaktır.
Hepimiz Türk'üz ve bununla gurur duyuyoruz, zaman zaman
Türklüğe has bazı olumsuz huy ve yaklaşımlarımızı ti'ye alsakta.

Anlayabiliyorum da tribün psikolojisini.

Ama,Trabzon'dan 10 sene önce Fener'e giden Aurelio'nun,Beşiktaş
formasıyla Trabzon'da 10 sene sonra yuhalanmasından daha farklı değil
bana göre.Psikoloji olarak en azından.

Almanya'da doğmak,orada büyümek kendi tercihleri olmadığı halde
bu gerçekle yüzleşmek zorunda kalan,oralarda büyümenin,çocukluk,gençlik
geçirmenin ne kadar zor olduğunu yaşayan insanların Mesut'u yuhalaması
daha da garibime gitti.Altında yatan sebepleri tahmin etsem de,garibime gitti.

Hamit Altıntop,maçtan önce yaptığı basın toplantısında şu ifadeleri
kullandı Mesut ile ilgili.

''Futbol bazen bir duygu meselesidir, ama genellikle iştir.
Ben hoşgörülü bir insanım ve Mesut'un tercihine saygım var, ancak onu desteklemiyorum''
ifadesini kullanan Hamit Altıntop, ''Almanya Milli Takımı'nda oynadığı için Mesut'un arkasında lobi var.
Mesut'un transfer piyasasındaki değeri büyük ve daha fazla kazanıyor.Türkiye'yi seçseydi Dünya Kupası'nda oynayamazdı ve Real Madrid'e transfer olamazdı. Konu bu kadar basit'' diye konuştu.
Hiçbir zaman Almanya Milli Takımı'nda oynamayı düşünmediğini söyleyen Hamit, ''Almanya'ya çok şey borçluyum.Burada çok şey öğrendim, bana fırsat verildi, ancak ailem Türkiye'den geldi ve ben Türk'üm'' dedi.

Yani Mesut, Real Madrid'e gidebilmek için ,Alman Milli Takımı'nı seçmiş.
Alman Milli Takımı'nın lobisini kullanmak için !
Bu anlam çıkmıyor mu?

Eminmiş yani, Alman Milli Takımında,Dünya Kupasında iyi bir performans gösterip,
Real Madrid'in Jose Mourinho ile anlaşacağından ve o Jose Mourinho'nun kendisini
Real Madrid'e isteyeceğinden !

Ve, ben bu fırsatı teptim, Alman Milli Takımı'nı seçsem ben de aynı imkanlara
kavuşur,aynı sıçramayı yapabilirdim diyor Hamit. Soruyu ne şekilde sorduklarını
bilmiyorum. Muhtemelen, Mesut'un Almanya Milli Takımında oynadıktan sonra
Real Madrid'e gitmesi hakkında ne düşündüğünü sormuşlardır.

Tavuk mu yumurtadan çıkar, yumurta mı tavuktan çıkar gibi bir şey bu.

Sen de Hamit Altıntop olarak, Bayern Münihteki performansınla, Real Madrid'e
gidebilirsin Hamit ! Alman Milli olman şart değil ki..

Bayern Münih'te ,Alman Milli takımı kadar lobisi olan bir takım değil mi ?

Bence o kadar basit değil. Gazeteciler zaten malzeme istemiş. Sen de vermişsin.
Basit olan bu !

Tamam,sen Türk olduğun için Türk Milli Takımı'nı seçtin.Güzel.

Peki, Mesut Alman olduğu için mi Alman Milli Takımı'nı seçti ?

Mesut da Türk. Tıpkı Veli Kavlak'ın, Yasin Pehlivan'ın olduğu gibi.
Ama tercihlerini, biyolojik annelerinden yana değil de, kendilerine
bakan büyüten annelerinden yana kullandılar.

Ülke seçimi yapmadılar. Futbol oynayacakları takımı seçtiler.Bu kadar basit.

Ben böyle değerlendiriyorum. Çocuğu doğuran mı, yoksa hastalığında,
sağlığında,eğitiminde,üzüntüsünde,sevincinde yanında olan mı gerçek annesidir ?

Belki de Mesut'un ailesine, Hamit'in ailesinden daha fazla caydırıcı,zorlaştırıcı
baskı uyguladı Alman Hükümeti ? Bunu biliyor muyuz ?

Belki uyandı adamlar, ve artık kendi yetiştirdikleri adamları kaptırmak istemiyorlar.

Kendi Türklüğü'nün açıklamasını Mesut üzerinden yapmasını doğru bulmadım ben Hamit'İn.

Ben Türk'üm, o Alman göndermesi yakışık almadı. Bence tabi.

Bugün Mesut'u yuhalayanlar, yarın iki pası yanlış yere gönderdiğinde,Nuri'yi de,
Hamit'i de, Halil'i de yuhalayacak olanlarla aynı kişiler o tribünlerde.
Herkes değil tabi.

Olayın bir de herkesin bildiği teknik boyutu var tabi.

Bu çocuk Türk Milli Takımı'nı tercih etse, çağırılacak mıydı ?
Emre Belözoğlu, Özer Hurmacı, Tuncay Şanlı,Nihat Kahveci'den kendisine sıra gelecek miydi ?
Oğuz Abisinin gözüne girmek için neler yapması gerekecek,sinir sistemi ne kadar harap olacaktı?
Sinan Bolat'ın şu andaki psikolojisinde mi olacaktı ?
Bugün Real Madrid'de olan Mesut, iki sene sonra Alamania Aachen'da mı olacaktı..
Türk Milli Takımında oynayabilmek için sakatlanmak(!) zorunda mı kalacaktı ?

Yuhalamak-Islıklamak kolay,ama bunları yuhalamadan önce düşünmek daha zor tabi.

Ben , kendi adıma mesutum Mesut'tan.

1 Ekim 2010 Cuma

BERND HOCA !


Aslında bu yazı için zamanlama kötü.


Maç sonrası yazılmış bir yazı da değil. Hatta, mağlup olduğumuz bir maçtan sonra yazmayı tercih ederdim. Geçen hafta yazmıştım, kısmet bu akşamaymış,ancak toparladım.


Yaklaşık 12 yıldır,WK 'da bir düzine teknik direktör için yorum yazdık,yazıyoruz.

Hep aynı isteği duymuşumdur içten içe. Hep " Tamam.Budur.Yapalım 10 senelik kontrat" hissiyatını yaşamak istemişimdir.


Ama hep bir şeyler eksik kalmıştır. Elim gitmemiştir. Yok, o adam bu adam değil demişimdir. Sistem,tarz,babacanlık,teknik,taktik hep bir parça yüzünden bir türlü güvenememişimdir o "10 sene" olayına. Del Bosque dahil...!


Ama artık eminim. O adam Bernd Schuster ! Gözüm kapalı, 10 senelik kontrat yapacağım teknik adam Bernd Schuster'dir. Kariyeriyle,tarzıyla,zekasıyla,demeçleriyle,taktik bilgisiyle,yöneticilik becerisiyle o adamın Schuster olduğundan eminim.


Teknik adamlık,zeka ve yöneticiliğin çok güzel bir harmanı Bernd Schuster ve kaldığı her sene üzerine koyarak ilerler,eğer yönetim kademelerinde başka saçmalıklar yaşanmazsa.


Yıllarca,savunma dominant oynamaya çalışmış bir takımı,elinin değdiği andan itibaren hücumcu bir takıma dönüştürebilmek öyle kolay bir iş değil.


Neredeyse hepimizin, gönderilecekler listesinde ilk sıralara yazdığımız adamların,olumlu yanlarını bu kadar kısa sürede ortaya çıkarabilmek kolay iş değil.


Rotasyon olarak dillendirilen ekonomik kadro kullanımını bu kadar sanatsal ve bilinçli kullanabilmek o kadar kolay bir iş değil.


Burada küçük bir de parantez açmak istiyorum. Genelde bu rotasyon anlatılırken ,hep her futbolcusunu hazır tutmak istiyor klişesi öne sürülür. Yanlış değil tabi.Ama eksik. Sezonu erken açan her takım, Kasım-Aralık döneminde mutlaka ciddi bir düşüş yaşar. Kaslar iflas eder çünkü.


Hatırlayın geçen seneki Fenerbahçe ve Galatasaray'ı. Nasıl çakılmışlardı. Belki bizde düşeceğiz ama Schuster aslında bu değişiklikler ile bu düşüşün fiziksel etkilerini de minimize etmeye çalışıyor. Amaç sadece adaletli forma dağıtımı değil yani.Kapa parantez.


Guti,Queresma gibi yıldızları, gencecik Neciplerle,Onurlarla,İsmaillerle harmanlamak kolay iş değil. Geldiği ülkenin dilini öğrenmek için herkes bu kadar çaba göstermez.Bu iş disiplinine sahip olmak da kolay değil. Haftada iki gün Türkçe dersi aldığını ben yeni öğrendim .( Bu bilgi için Teşekkürler Selçuk Tanrıverdi)


Antalya maçındaki ikinci golden sonra, yedek kulübesindeki futbolcularla, locadaki futbolcuların aynı mutluluğu yaşaması ve onlara bu psikolojiyi vermek de kolay değil. Uzun bir yolda, mutlaka tökezlemeler,şanssızlıklar, teknik adam formsuzlukları olacaktır,ama Beşiktaş'ın kimyasına uymuş olan, Beşiktaş'ı uzun vadede başarıya götürecek hoca Bernd Schuster'dir.


Ama 3, ama 5 tercihim 10 sene sonra, bu kimyaya uyacak benzer,sistemi kökten değiştirmeyecek mentalde bir hoca ile devam edilmesi ve bu konuda da bir istikrara sahip olmaktır.


İyi ki Türkiye'desin ve iyi ki Beşiktaş'ımın hocasısın Bernd Hoca !

14 Temmuz 2010 Çarşamba

ANKETİN SÖYLEDİKLERİ...


Gerçi, kim gitmeli dedik ama,anket kim kalmalı'ya daha net ışık tuttu.

Hilbert,Ferrari,Ernst,Queresma,Bobo beşlisine ilave olarak...

1- Sivok 2- Fink 3- Delgado

ile 8 olmalıyız diyor WK genel olarak. Fink'i göndermeyin ve Delgado en azından kulübede olmalı mesajını veriyor anket.Sivok zaten,"bu ankette ne işim var ulan"der gibi.


Tello ve Tabata,tribüne gider diyor anket. 12'yi tamamlayacak son iki futbolcuyla, yani Zapo ve Holosko ile ,büyük bir fark olmasa da,WK anketi tribüne gidecek iki adam olarak Tello ve Tabata'yı işaret ediyor.


Aslında bu şu demek net bir şekilde, Tello,Tabata,Zapo ve Holosko ile yollar ayrılabilir.

En çok oyu almasına rağmen, en zor elden çıkarılabilecek adam Holosko maalesef.Talip olacak kulüp bulsalar bile, Beşiktaş'tan aldığı parayı ona verecek kulüp bulamazlar. Sözleşmesi de yenilendi. Gitmesi zor.

Bu dörtlüyü,işe yarayabilecek yerliler ile takasta kullanmak en mantıklı çözüm,ama ,yerliler için istenecek uçuk ekstra ücretler ve futbolcuların İstanbul dışında oynamak istememeleri,bu noktada eli kolu bağlayacak.


Nasıl değil, ne kadar zararla bu bulmacanın çözüleceğini ben de merak ediyorum açıkçası.

Necati'yi kaçırmamalı ve takımda olması gereken 4 forvetten biri yapmalıydık diye de bitiriyorum.

Batuhan konusuna özellikle girmiyorum.Sıktı zira.Ama bir röportaj daha vermiş,akıllara zarar.

Katılan herkese teşekkürler.

2009-2010 BEŞİKTAŞ,Hakem ve Kart Raporu

İstanbul Büyükşehir Belediye-BEŞİKTAŞ 1-1
Hakem: Tolga Özkalfa

Sarı Kart: Sivok
Gol: Fink

BEŞİKTAŞ-Antalyaspor 2-0
Hakem: İlker Meral
Sarı Kart: Erhan
Goller: Holosko,Tello

Gençlerbirliği -BEŞİKTAŞ 0-0
Hakem: Koray Gencerler
Sarı Kart: Sivok,Uğur
Goller: -

BEŞİKTAŞ- Gaziantepspor 0-0
Hakem: Deniz Çoban
Sarı Kart: Fink
Goller: -